Bir pazar sabahıydı...
Alışılmadık derecede sıcak bu ağustos sabahında istanbul sokaklarını arşınlıyordu Nazif. Hızlı adımlarla ilerliyor, saat on iki olup öğlen tatiline yakalanmadan nüfus müdürlüğüne gitmek istiyordu. Kadıköy ona alışıktı, o da Kadıköy'e. ancak bugün hiç hazzetmiyordu bu sokaklarda yürümekten. Acaba arasam mı diye dün gece barda tanıştığı kızı düşünürken bir mesaj geldi....
18 Aralık 2007 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
3 yorum:
"kızılcıklar oldumu? selelere doldumu?gönderdiğim çoraplar ayağına oldumu?" yazıyordu mesajda.. gönderen
ev arkadaşı nuriydi. "dâhi anlamında ki -de ayrı yazılır!" diye düşündü.. ama çabuk toparlandı. eğer öğlen arası olmadan yetişemesse müstahdem rüstemi göremiycek, gerekli evrakları
alamıyacakdı. çalan telefon sesi onu kapıda yakaladı. "oğlum dâhi manasındaki -de ayrı yazılır!" deyip kapattı. arayan gene nuriydi.. nerden
bulmuşdu bu ev arkadaşını.. düşünmeye vakit yokdu.. önce şiirsel olsun diye merdivenleri "ağır ağır" çıkmayı düşündüyse de geç kaldığını çabuk kavrayıp topukladı..
Neyse ki geç kalmamıştı. Müstahdem Rüstem biraz sinirli ama oldukça iyi kalpli biriydi. Hem sinirli olmadığı zamanlarda yumuşak huylu bile denebilirdi. Hatta Nazif'e karşı daha bir yumuşak daha bir sevgi dolu olan Rüstem sırada bekleyen insanları sırada durmaları konusunda kalaylarken Nazif'i gördü. Birden yüzünün ifadesi değişti ve "Nazif! Aannem nerde kaldooooeeen" diye şaşırdı.
önce pazar günü olmasına rağmen buraya gelen uyanık vatandaşları biraz yadırgadı.. sonra düşününce onun da onlardan bir farkı olmadığının anımsadı.. ama anımsamaya vakit olmadığını kavradığında rüstem olağanca feminenliğiyle üstüne doğru geliyordu..
Yorum Gönder